Bir gün bir günü tutmuyor. Hayat her gün aynıymış gibi görünse de hiç aynı olmadığını her gün fark ettiriyor. Birbirine bu kadar benzeyip birbirinden bu kadar farklı olan bu günlerden başka bir de tek yumurta ikizleri var herhalde. Savaş ve Barış’ı okuyorum bu sıralar. Çok uzun bir kitap malum. 250 sayfasını okudum, savaş daha yeni…
Yürümek ve felsefe ilk başta baktığımızda bir araya gelecek iki kelime gibi durmamakta. Yürümek bedeni bir faaliyetken felsefe daha çok zihni bir faaliyet. Ama insanın zihni faaliyetleri bedeni faaliyetlerinden de etkilenmekte. Frederic Gros “Yürümenin Felsefesi” adlı kitabında bu bağlantının ne kadar önemli olduğuna işaret ediyor. Yaşadığımız modern çağda insanlar bedeni faaliyetleri gerçekleştirebilmek için özellikle tabiattan…
Aynı suda iki kez yıkanılmadığı gibi akan bilinçten iki kere aynı şey geçmez. Hiç yazılmamış cümleler hiç hissedilmemiş şeyler var yani. Bu iddia yenilik falan değil korkutucu aslında. Saklanacak bir şey bırakmayacağım. Özgün olmamakla suçladıklarımız özdeşim kurmuşlardır belki de. Kim bilir onlar gibi olmayacağım derken makus talihe yenilip referans noktalarına benzemişlerdir. Bilinç akışı, sorusuz sorgu,…
Demirden lamba, başlangıçtan beliriyor imgeler ve giz. Isınan lambaya, demirden lambaya, yakıcı aydınlığa dokunma kerametini gösterecekken üşeniyor Paracelsus. “doğudaki ve batıdaki yüzleri bilirim” Yüz bilmek belki bir öyküyü başlatan, hatırası öyküyü besleyen önemli hususlardan biridir. Yüzden süzülen izler vardır kiminde. Kapanan kıvrımlarından doğan, alnın tam ortasında yeşeren bir iz. Bu iz alamettir, yüzünün evvelini bilen…
Pranga, bir mücadele güzellemesi. Alerjin vardı prangalara. Hepsi çatlasın diye uğraşmaktan paramparça oldun. Belki de mücadele etmenin tutkulu çekiciliğinden. Belki de vazgeçmeyi pes etmek zannettiğinden. Gerek var mıydı kendini bunca paralamana? Adı pranga diye hepsi anlamsız bir tutsaklığın habercisi olacak değil ya. Anlayacağın bazı prangalar çatırdamamalıdır. Böylesi daha iyi. Merak etme mücadele boşa gitmedi birlikleri…
Yaşamaya devam ettiğimiz bu hayatta her geçen gün eski, hastalıklı, pis alışkanlıklarımızdan; bilimin, fennin, teknolojinin aracılığı ile kurtulduğumuz iddia edilmekte. Bu kurtuluşun bir başka sebebi de gelişen ve değişen insan, gelişim yönünde bir değişim sergilediği için bunların kötülük olduğunu, başta her şeyden önemli bir öncelikle kendine zarar verdiğini daha sonra pek de önemi olmayan başkalarına…
Ruhlarınızı tükettiğiniz Arnavut mezarlıkları. Köy yolunda eskiyor şamranlar. Bir ailenin toplu fotoğrafından fark ediyoruz personaları. Kim sinsi, kim samimi, kim hain? Rant diyorum baylar bayanlar ölümü bile maça yapıyor, kupa yapıyor, sinek yapıyor. Anlamsız baca temizlemeleri her zaman bir filtreye takılıyor. Belediye de beyin, çevre ve şehircilik bakanı da. Karpuz çekirdeği fırlatmayı öğrendiğin adamı rüyanda…
“ En iyi şiirimizi yazacaksın bu bir ağıt olacak “ Şiirlerin ağıttan başka mahiyette olmadığı beldelerden yükselen bir ses elbette. En iyi şiirin yazılmamış şiir olduğu fikriyle aynı yoldan giden bir cümle. Varacağı nokta da en iyinin en acılı çığrış olduğu bozlak bir sestir. Değişmeyen kaideleri kapsar ağıt, sonsuz olmayana verilen hubdan başkası değildir sebebi.…