Yaşamaya devam ettiğimiz bu hayatta her geçen gün eski, hastalıklı, pis alışkanlıklarımızdan; bilimin, fennin, teknolojinin aracılığı ile kurtulduğumuz iddia edilmekte. Bu kurtuluşun bir başka sebebi de gelişen ve değişen insan, gelişim yönünde bir değişim sergilediği için bunların kötülük olduğunu, başta her şeyden önemli bir öncelikle kendine zarar verdiğini daha sonra pek de önemi olmayan başkalarına zarar verdiğini fark etmesi sonucu vazgeçmesi.
Biz bu kötü pis şeylerden gerçekten kurtulduk mu? Emperyalizm günümüzde dert edilecek bir konu değil mi? Kölelik yaşıyoruz desem kaç kişi güler bana? İnsan her geçen gün insanlık vasfını yitiriyor, bir eşya bir meta haline geliyor desem ne kadar inandırıcı olur? Gün geçtikçe eşrefi mahlûkata yaklaşmamız gerekirken her geçen gün bu şerefi kaybederek hayvanlaşıyoruz desem kaç kişi orada dur der? Bu sorular çoğalabilir. Gelişim ilerleme adı altında bize sunulan her şeye böyle sorular yöneltebiliriz.
Bu ilerleyiş, insan sabit kalmadığından mütevellit, göğün mavisine doğru mu yoksa balçığın siyahına doğru mu? Elbette bir ilerleme söz konusu ama bunun yönünün tayin edilmesi için kılavuzunun karga olup olmamasına karar verilmeli bir yerde.
Bu kılavuzluk yapmaya soyunmuş karganın ipini pazara çıkarmak gerek ki insanlar karganın kılavuzluk yaptığı zaman seni ne tarafa doğru bir ilerleyişin içerisine sokacağına idrak edebilsin.
Tam da bu pazara çıkarma işini yapan bir kitap “ Modern Çöküş İnsanın Modern Halleri”. Kitabın yazarı adeta kendine bu ihaneti yapan ve bu ihaneti çeşitli güzellemelerle yutturmaya çalışan modernite belasının foyasını ayyuka çıkarıyor. Bu işi yaparken de “bilimsel veriler” de sunmakta. Celalettin Vatandaş kitabın muhteviyatını başlıklar altında toplayarak bize açıklamakta. Bu başlıklar ise: Zoraki kölelikten gönüllü köleliğe, İnsani bir özellikten varlığın ve hayatın amacına, Metalaşan insanlık, Bia ve Ares’in modern dünyası, Modern aklın akılsızlıkları, Katledilen masumiyet, Farklı olana tahammülsüzlük.
Kitabın önsözünden bir parça ile yazımı tamamlıyorum.
“ Çok zengindiler. Güçlüydüler. Bilgide çok ileriydiler; bilim ve teknolojide müthiştiler. Diğer insanlarla karşılaştıklarında kendilerini çok farklı ve değerli buluyorlardı. Şımardılar ; hak hukuk tanımaz oldular. Kendilerini her zaman haklı, başkalarını ise her zaman haksız bulmaya başladılar. Durumun farkında olan birisi. Gidişatın yanlışlığı konusunda kendilerini uyardı: yapmayın. Aklınızı başınıza alın. Durumunuzu düzeltin dedi. Ama söz dinlemediler.”
Arif Erdem AKBAŞ
11 Ramazan 1444
Sorgun
Yorum bırakın